ANFİDAP: Uluslararası sularda işlenen suçların takipçisi olacağız
Ankara Filistin Dayanışma Platformu (ANFİDAP), Gazze’ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu’na yönelik saldırılar nedeniyle Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak, suç duyurusunda bulundu.
ANFİDAP, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu’na yönelik işgalci siyonistlerin saldırılarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Ankara Adliyesi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında konuşan platform temsilcileri, uluslararası sularda gerçekleştirilen müdahalenin “haydutluk” olduğunu belirterek, işgalci siyonist yetkililerin Türk Ceza Kanunu kapsamında yargılanmasını istedi.
Konuyla ilgili Yeryüzünde Adalet Kadın Hukukçular Platformu adına Av. Elif Büşra Turhan tarafından bir açıklama yapıldı. Ardından Kudüs ve Hukuk Derneği Başkanı Av. Mustafa Eminoğlu tarafından bir konuşma yapıldı.
Son olarak da ANFİDAP adına İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırımla Mücadele Derneği (SOSDER) Başkanı Av. Emrah Kılıç tarafından basın açıklaması okundu.
"Biz inanıyoruz ki; hukuk yalnızca güçlülerin değil, sesi duyulmayanların da sığınağı olmak zorundadır"
Yeryüzünde Adalet Kadın Hukukçular Platformu adına Av. Elif Büşra Turhan, şunları söyledi: "Bugün burada, Gazze’de yıllardır süren insanlık dışı ablukanın kırılması için yola çıkan Küresel Sumud Filosuna yönelik hukuksuz saldırılar hakkında kamuoyuna seslenmek üzere bir araya gelmiş bulunmaktayız. 'Yeryüzünde Adalet Kadın Hukukçular Platformu' ve Ankara Filistin Dayanışma Platformu olarak; uluslararası hukukun, insan haklarının ve insanlık vicdanının açıkça hedef alındığı bu saldırılar karşısında sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz. Yeryüzünde Adalet Platformu olarak bizler; yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanlığın ortak vicdanını ilgilendiren her meselede adaletin sesi olmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Mazlum coğrafyalarda yaşanan hak ihlallerine karşı sessiz kalmayan, hukuku yalnızca metinlerde değil hayatın içinde savunmaya niyet eden hukukçular olarak Gazze’de yaşanan insanlık dramına karşı da hukuki, vicdani ve insani sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz basın açıklamaları, hukuki girişimler, suç duyuruları, farkındalık çalışmaları ve uluslararası hukuk çağrılarıyla; sivillerin hedef alınmasına, açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanılmasına ve insan haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesine karşı mücadelemizi sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki; hukuk yalnızca güçlülerin değil, sesi duyulmayanların da sığınağı olmak zorundadır."
"Sumud filosu gemilerine yönelik saldırılar yalnızca yardım teknelerine değil, insanlığa, hukuka ve vicdana da yapılmıştır"
Açıklamasının devamında Turhan, "Gazze halkı uzun yıllardır işgale, ablukaya, zorunlu göçe, bombardımana, insanlık dışı muameleye ve soykırıma maruz bırakılmaktadır. Özellikle 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren yaşananlar, sadece bir halkın varlığına yönelik tehdit değil; aynı zamanda uluslararası hukukun, insan haklarının ve evrensel adalet değerlerinin ağır bir biçimde ihlal edilmesidir. Küresel Sumud Filosu ise, bu değerler uğruna yola çıkan, silah taşımayan ve şiddet tehditi oluşturmayan tamamen sivil bir insani yardım girişimidir. 44 farklı ülkeden yaklaşık 485 vicdan sahibi insan; Gazze’de aç bırakılan çocuklara mama, yaralılara ilaç, hastalara tıbbi yardım ulaştırabilmek için bir araya gelmiştir. Ancak ne yazık ki bu barışçıl dayanışma hareketi, uluslararası sularda organize saldırıların hedefi olmuş, aktivistler kaçırılarak ağır işkenceye maruz bırakılmıştır. Sumud filosu gemilerine yönelik saldırılar yalnızca yardım teknelerine değil, insanlığa, hukuka ve vicdana da yapılmıştır." ifadelerine yer verdi.
"israil açık denizlerdeki hukuksuz uygulamalarını her geçen gün bir adım daha ileriye taşımaktadır"
"Uluslararası hukuka göre açık denizler hiçbir devletin keyfi müdahalesine açık değildir." hatırlatmasının yapan Turhan, "Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almakta, 1949 Cenevre Sözleşmeleri sivillerin korunmasını emretmekte, Birleşmiş Milletler Şartı ise saldırı yasağını açık şekilde düzenlemektedir. Tüm bu düzenleme ve yasaklara rağmen israil açık denizlerdeki hukuksuz uygulamalarını her geçen gün bir adım daha ileriye taşımaktadır. Yardım taşıyan sivil gemilerin hedef alınması; hukukun da bilinçli biçimde askıya alınması sonucunu doğurmaktadır." ifadelerine yer verdi.
"Gazze’de insanlar yalnızca bombalarla değil; açlıkla, susuzlukla ve ilaçsızlıkla öldürülmektedir"
Turhan, "Bugün Gazze’de insanlar yalnızca bombalarla değil; açlıkla, susuzlukla ve ilaçsızlıkla öldürülmektedir. Bir çocuğun süte ulaşamaması, bir annenin evladını açlıktan kaybetmesi, bir hastanın ilaç olmadığı için yaşamını yitirmesi; yalnızca insani bir trajedi değil, aynı zamanda uluslararası hukuka göre suç teşkil etmektedir. Nitekim 1977 Ek Protokolleri sivilleri aç bırakmayı yasaklamaktayken, Roma Statüsü ise savaş suçu olarak tanımlamaktadır. Yine Roma Statüsünde düzenlendiği üzere; bir halkın yaşam koşullarını bilinçli şekilde yok oluşa sürüklemek; insanlığa karşı suçun, bir toplumu fiziksel olarak ortadan kaldırmaya yönelik sistematik uygulamalar ise soykırım suçunun kapsamındadır. Dolayısıyla Gazze’ye yönelik hukuka aykırı abluka ve müdahaleler siyasi bir mesele olmaktan çıkıp, uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren en ağır insan hakkı ihlallerini oluşturmaktadır." dedi.
"Birleşmiş Milletler artık sessizliğini bozmalıdır"
Son olarak Turhan, "Buradan uluslararası topluma açık çağrıda bulunuyoruz: Birleşmiş Milletler artık sessizliğini bozmalıdır. Uluslararası kurumlar, yardım filolarının güvenliğini sağlamak için derhal harekete geçmelidir. Uluslararası hukuk yalnızca güçlü devletler için değil, mazlum halklar için de uygulanmalıdır. Çünkü hukuk; güçlünün çıkarını koruduğu ölçüde değil, güçsüzün hakkını savunabildiği ölçüde anlamlıdır. Bizler hukukçular olarak biliyoruz ki; cezasızlık yeni suçları doğurur. Bugün bu saldırılar karşısında sessiz kalmak, yarının daha büyük insanlık suçlarına zemin hazırlamaktır. Bu nedenle; Küresel Sumud Filosuna yönelik saldırıların tüm sorumlularının ulusal ve uluslararası yargı mercileri önünde hesap vermesi gerektiğini bir kez daha güçlü bir şekilde ifade ediyoruz. Ve bugün buradan tüm dünyaya sesleniyoruz: Gazze’deki çocukların yaşam hakkını savunmak suç değildir. İnsani yardım ulaştırmak suç değildir. Mazlumun yanında olmak suç değildir. Suç olan; açlığı silah olarak kullanmaktır. Suç olan; sivilleri ölüme mahkûm etmektir. Suç olan; uluslararası hukuku göz göre göre çiğnemektir. Bizler Gazze’deki soykırıma, işgale ve insanlık suçlarına karşı durduğumuzu, Filistin halkının onurlu direnişini desteklediğimizi, hukukun üstünlüğünün ve evrensel adaletin yeniden tesis edilmesi için kararlılıkla mücadele edeceğimizi yüksek sesle ilan ediyoruz. Çünkü; vicdan sınır tanımaz. Adalet susturulamaz. İnsanlık abluka altına alınamaz." şeklinde belirtti.
"Sumud Filosu, insani yardım misyonunu üstlenmiş bir uyandırma hareketidir"
Açıklamanın ardından bir konuşma yapan Kudüs ve Hukuk Derneği Başkanı Av. Mustafa Eminoğlu, şunları aktardı: "Sumud Filosu bir Akdeniz gezintisi değildir. Sumud Filosu, insani yardım misyonunu üstlenmiş bir uyandırma hareketidir. Başlangıcı 2008 yılındaki ilk Gazze ablukasına dayanan, o süreçten bu yana devam eden bir uyandırma servisidir. Bizler biliyoruz ki, Sumud tekrarlanacak ve yükselişini devam ettirecektir. Sumud Filosu'nda, insanlığa karşı suçlara karşı, uluslararası hukuktan devletlerin yükümlülüğünü yerine getirmemesinden doğmuştur. Yoksa israile gidip tutuklanmak gibi, işkence görmek gibi bir amaçla, kahramanlık hikayesi yazmak gibi bir gayesi yoktur. Sumud Filosu, asıl sorumluluk sahibi olan devletler, uluslararası örgütlerin sorumluluğunu yerine getirmemesinin sonucunda ortaya çıkmış bir uyandırma hareketidir. Belli bir stratejik vizyon gütmektedir."
Siyonistlerin acziyeti Sumud Filosunda açığa çıktı
Eminoğlu, "Biz, geçen sene Sumud Filosu'nda İspanya, İtalya ve Türkiye'nin donanma desteğiyle birlikte, belli bir alana kadar israil müdahale edemedi. Ve israilin acziyetiyle 40 gemiden, tam 40 gemiye 12-16 saat boyunca müdahale etmek zorunda kaldı. Bu yıl 100 gemi hedeflendi. Ve geçen seneki müdahale etmeye çalıştığı alanda müdahale başlasaydı, şu an Gazze'de en az 10 gemimiz Gazze sahiline ulaşmış olacaktı. Çünkü Sumud'la biz şunu gördük: o 'güçlü', o 'muktedir' israil, birkaç tane 7 metrelik, 6 metrelik tekneciğe dahi güç yetiremiyor. Tam bir gün boyunca tek tek müdahale etmek zorunda kalıyor. Hatta savaş gemileriyle o küçücük gemilere müdahale ediyor, savaş gemisiyle çarpmak zorunda kalıyor. Eğer devletler bırakın israile savaş açmayı, uluslararası hukuk bunu emrediyor aslında. Cenevre sözleşmeleri, soykırım sözleşmesi açıkça, soykırımı önleme yükümlülüğünü tüm devletlere yüklüyor. Ama bırakın bunu yapmayı, onun yerine Sumud'a destek olsaydı, eğer bu devletler, bu muktedir yapılar, sadece israilin hukuksuz bir şekilde abluka ilan ettiği 140 mil, deniz mili alanına kadar filoya eşlik etseydi, şu an yine birçok gemimiz Gazze'deydi. Ama israil bunu gördü, bu sahipsizliği, Sumud Filosu'nun sadece sembolik olarak desteklendiğini gördü ve 350 milde, 600 milde, Yunanistan'da saldırma cesaretini kendinde buldu."
"Akdeniz bir israil gölü mü?"
Konuşmasının devamında ve son olarak Eminoğlu, "Şunu açıkça deklare ediyoruz: Akdeniz bir israil gölü mü? Uluslararası hukukta israil istisnacılığı daha ne kadar sürecek? Akdeniz'de istediği noktada, istediği toprakta israil adım mı atacak, saldıracak mı? Uluslararası hukuk hükümleri açıktır. Ahde vefa ilkesi açıktır. Sumud Filosu'nun uyandırma hareketinin çağrısı nettir: Ey devletler ve uluslararası örgütler! Ahde vefa ilkesi kapsamında sorumluluğunuzu yerine getirin. Bizler sivil aksiyonlar olarak, sivil birkaç avuç insan olarak ancak bunu yapabiliyoruz. Kendi vücutlarımızı, kendi bedenlerimizi, kendi üç kuruşlarımızı arttırarak Gazze'deki o masum bebekler için toplayıp oraya seferber edebiliyoruz. Ki zaten sivil misyonun yapabileceği maksimum seviye de budur." diye konuştu.
"Siyonist israil yönetimi Gazze Şeridi’nde yaşayan binlerce masum insanı katlederek açık bir soykırım suçu işlemektedir"
Son olarak ANFİDAP adına basın açıklaması İnsanlığa Karşı Suçlar ve Soykırımla Mücadele Derneği (SOSDER) Başkanı Av. Emrah Kılıç, tarafından okundu.
Kılıç, "Siyonist israil yönetimi ve ordusu, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Gazze Şeridi’nde yaşayan binlerce masum insanı; bebek, çocuk, kadın ve yaşlı ayırt etmeksizin katlederek açık bir soykırım suçu işlemektedir. Bölge halkını topluca yok etme politikası güden israil, Gazze’yi tamamen ablukaya almış, insani yardımların ulaştırılmasını engelleyerek sivil halkı açlık ve susuzluğa mahkûm etmiştir. Bu zalimane ablukayı kırmak ve bölgeye insani yardım ulaştırmak amacıyla dünyanın 45 farklı ülkesinden 400 aktivistin katılımıyla 70 tekneden oluşan 'Küresel Sumud Filosu' yola çıkmıştır. Bu barışçıl ve insani filoda, 74 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da yer almaktadır." şeklinde belirtti.
"Sumud’un en belirgin vasfı uluslar ötesi, devletler üstü bir sivil inisiyatif olmasıdır"
Açıklamasının devamında Kılıç, şunları aktardı: "Ancak insani yardımdan başka hiçbir gayesi olmayan bu silahsız aktivistler, 18 Mayıs 2026 tarihinde Akdeniz’in uluslararası sularında seyir halinde iken israil savunma bakanlığına bağlı askeri birliklerin barbarca saldırısına uğramıştır. Filodaki tüm tekneler cebir ve şiddet kullanılarak durdurulmuş, aktivistler silah zoruyla alıkonularak darp edilmiş, kişisel mallarına zarar verilmiş ve hukuk dışı bir şekilde kaçırılarak israile götürülmüştür. Küresel Sumud Filosu; israilin vahşi soykırımına ve Gazze halkına yönelik hukuksuz ambargosuna karşı yükselmiş bir küresel vicdan söylemidir. Sumud’un en belirgin vasfı uluslar ötesi, devletler üstü bir sivil inisiyatif olmasıdır. Ortak ve temiz bir vicdani hareket olarak tüm dünya halklarının siyonizm’e ve emperyalizme karşı direnişinin ve karşı duruşunun adıdır.
israilin uluslararası sularda gerçekleştirdiği hukuksuz korsanlık eylemleri, alıkoyma sürecinde daha da aşağılık bir vaziyet almış ve israilli sözde bakan Ben Givir, Sumud aktivistlerine yönelik, aşağılayıcı, örseleyici işkence ve saldırılar gerçekleştirerek bunu dünya kamuoyuna servis etme cüreti göstermiştir. Dengesini kaybetmiş siyonist işgalin, tahammül sınırlarını zorlayan bu davranışları insanlığın tüm değer ve normlarına bir meydan okuma olarak, hukuki delil olmanın ötesinde insanlığın hafızasına kazınan bir sefalet nümayişidir. Bu ölçüsüzlüklere karşı tüm dünyadan aynı anda isyanın yükselmesi, devlet başkanlarının ve uluslararası kuruluşların itirazları, diplomatik ve hukuki baskıları değerlidir. israilin karşısında sadece Filistin halkı değil tüm dünya vardır. israil insanlığın başına gelmiş en organize kötülüktür ve Siyonist zihniyetin yok edilmesi insanlığın ortak görevidir."
"Sumud Filosu’na yapılan saldırılar Akdeniz'i siyonist rejimin bir gölü haline getirme stratejisinin bir parçası"
Kılıç, "Sumud Filosu’na yapılan saldırıları yalnızca Gazze politikasının bir yansıması olarak okumak tabloyu eksik bırakmakta, israilin Girit açıklarında ve Akdeniz’in uluslararası sularında gerçekleştirdiği saldırılar, Akdenizi siyonist rejimin bir gölü haline getirme stratejisinin bir parçası olarak okunmalıdır. Bunun yanı sıra, bu süreç mevcut uluslararası düzenin temel yapı taşları olan hukukun ve kurumların işlevsizleştiğini, bu yapıların Siyonist rejimin birer aparatı haline geldiğini gözler önüne sermektedir. israilin Sumud’a karşı yaptığı her hukuksuz saldırı, Gazze’yi yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın davası hâline getirmektedir. Açık uluslararası hükümler çerçevesinde, sivil bir insani misyonda görev yapan kanuni haklarının korunması ve israile en ağır yaptırımların uygulanması ve israil karşıtı küresel blokun etkin ve cesaretlendirici bir üyesi olunması konusunda devletimizden kat’i bir istek içindeyiz. Ülkemize her fırsatta saldıran, ülkemizin etrafında bir kuşatma harekâtı içinde olan İsrail yönetimine karşı açık, net ve sonuç getirici bir tavrın ortaya konulmasını tarihi, milli bir sorumluluk olarak devletimizden bekliyoruz. Toplumumuz ve tüm dünya siyonizm karşısında kenetlenmiş iken sonuç alıcı net hamleler bekliyoruz." dedi.
Sumud’a saldırı açıkça uluslararası hukukun ihlalidir
Sumud'a yapılan saldırı uluslararası hukukta haydutluk olduğunu hatırlatan Kılıç, "Uluslararası sularda gerçekleştirilen bu haydutluk; Uluslararası Hukuku, Savaş Hukukunu ve Cenevre Sözleşmelerini çiğnediği gibi Türk Ceza Kanunu’na göre de açıkça suç teşkil etmektedir. Uluslararası teamüller ve TCK Madde 8 uyarınca, açık denizde Türk bayrağı taşıyan teknelerde işlenen bu suçlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin yargı yetkisi ve sorumluluğu mutlaktır. Bu kapsamda; ANFIDAP olarak bugün itibarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Şikâyetimiz doğrultusunda; uluslararası sularda terör estirerek bu suçların emrini veren ve uygulayan başta: israil başbakanı Binyamin Netenyahu, israil ulusal güvenlik bakanı İtamar Ben Givir, israil savunma bakanı Yisrael Katz, israil genelkurmay başkanı Eyal Zamir, deniz kuvvetleri komutanı Eyal Harel, hava kuvvetleri komutanı Tomer Bar ve tespit edilecek diğer tüm sorumlular hakkında; Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma (TCK 109), Nitelikli Yağma (TCK 149), Kasten Yaralama (TCK 86), Mala Zarar Verme (TCK 151) ve Ulaşım Araçlarının Kaçırılması veya Alıkonulması (TCK 223) suçlarından kamu davası açılması ve cezalandırılmaları talep edilmiştir."
"Uluslararası sularda hakları gasp edilen vatandaşlarımızın hukukunu korumak hem vicdani hem de yasal sorumluluğumuzdur"
Son olarak Kılıç, "Dışişleri Bakanlığımızın 18 Mayıs 2026 tarihli ve 94 sayılı resmi açıklaması da dahil olmak üzere tüm hukuki deliller adli makamlara sunulmuştur. Gazze'deki mazlumların sesi olmak ve uluslararası sularda hakları gasp edilen vatandaşlarımızın hukukunu korumak hem vicdani hem de yasal sorumluluğumuzdur. Bu vesileyle ayrıca dün itibariyle İstanbul’a dönmeye başlayan Sumud aktivistlerine küresel vicdanı canlı tuttukları için teşekkür ediyor hoşgeldiniz diyoruz. Bu barbarca saldırıya karşı hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ve adaletin tecellisi için sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz." dedi.
Yapılan konuşma ve açıklamaların ardından suç duyurusunda bulunuldu.